Uçan’ın İlk Mucidi Kimdir? – İzmirli Genç Bir Yetişkinin Gözünden
Bazen sabahları evden çıkarken düşündüğüm şeylerden biri şudur: “Uçan bir şeyin ilk mucidi kimdir, ya da gerçekten uçabilir miyim?” Yani, bir gün uçmayı bekleyen bir dünya var ama ben hala bir otobüs durağında bekliyorum. Tabii, uçmanın büyük bir hayal olduğu kesin. Ama, en azından bir “uçan” teknolojisinin mucidi kimdi, bunu bulmak bana çok daha anlamlı geldi. Düşünsenize, ilk kez uçan bir insan, gerçekten ne kadar heyecanlanmıştır? “İçimde bir şey var, bu yeni uçağım… ve evet, bu gerçekten ben” demek zor olabilir. Belki de o ilk “uçan mucit”in bir akşam yemeği sırasında kafasında “Neden bir kuş gibi uçamıyorum?” sorusu dönüyordu. Ama o günden bugüne çok yol aldık, öyle değil mi?
Başlangıçta Kimse Uçmadı
İlk uçan mucidin kim olduğunu araştırırken, aslında insanlık tarihi boyunca kimsenin “uçan bir şey” yaratmaya cesaret edemediğini fark ediyorum. Yani, bütün bu “uçma” mevzusu, birinin bir kafede “Haydi, uçalım!” demesiyle başlamadı. Fakat önceki çağlarda, uçmayı hayal edenlerin sayısı o kadar fazla ki, kafam karışıyor. Birisi der ki, “Bence bir insanın havada süzülecek bir cihaz yapması çok havalı olur.” Diğerleri ise, “Bence bu fikri gerçek yapamazsın!” diye karşı çıkar.
Ancak çok geçmeden, tarih sahnesinde birkaç cesur (ve biraz delice) kişi göründü. Evet, ilk mucidi bulmak için biraz zaman harcadım. Ama sonunda, onlardan bir tanesinin adı – ama bu ismi duyduğunda, “Ya! Tam da böyle birini bekliyordum” demek isteyeceksiniz: Leonardo da Vinci.
Leonardo da Vinci: Uçan’ın Hayalini Gerçekleştiren Adam
Beni tanıyanlar iyi bilir, bazen gereksiz bir şekilde her şeye derinlemesine kafa yorarım. Hatta bir gün, komşum beni çamaşır ipine takılmış bir çamaşır peşinden koşarken görse, “Bunu düşünüyor musun? Belki de çamaşır kurutma sistemini devrimsel bir şekilde yeniden tasarlamalıyız!” diyecek kadar uçuk bir tip olabilirim. Ama bu durum, Da Vinci’yi anladığımda tamamen değişti. Çünkü bu adam, aslında uçmak gibi basit (!) bir şeyi kafasında tasarlayıp, hayata geçirebilmek için dönemin olanaksızlıkları arasında müthiş bir azim göstermişti. Çılgınca çizimlere bakarak; “Yani, bu adam gerçekten havalanmayı istiyor ve bununla ilgili uçma makineleri yapmış, bana da uçmak için nasıl para kazanacağım, diye bir rehber verseniz!” diye düşündüm.
Leonardo, 1490’larda, uçmak için gereken her şeyi bir kağıda dökmüş. Kanatlı makineler, helikopter tasarımları ve hava akımını inceleyen çizimler. Ve hâlâ günümüzde bile bilim insanları, Da Vinci’nin çizimlerinden ilham alarak uçuş teknolojilerini geliştirmeye devam ediyor. Tabii ki, o dönemin şartlarında uçabilen bir şey yapması imkansızdı. Ama her durumda, Da Vinci’nin çizimleri, bir insanın uçma hayalini değil sadece, belki de 400 yıl sonrasını hayal etmenin de başlangıcıydı.
“Bir Gün Uçarım” Dedi Birisi, Ama Gerçekten Uçtu
Bir sabah, “Hadi bir uçalım!” dediği anı hayal edin. Bu biraz fazla uçuk kaçık gelebilir, değil mi? Ya da en kötü ihtimalle, “Bu da kim, yine salak salak hayaller kuruyor.” demek, çok mu doğru olurdu? Ama 1903 yılında, Wilbur ve Orville Wright adında iki kardeş, tarihe geçen bir ilk gerçekleştirdi. Wright kardeşler, ilk motorlu uçağı icat ettiler ve 17 Aralık 1903’te Kitty Hawk’ta başarılı bir uçuş gerçekleştirdiler. Şimdi, ben burada evde oturup onlara bakarken, “Abi nasıl yani? Yıllarca uçmaya dair bir şey hayal edip, sonra bunu gerçekten başarıyorlar mı?” diye düşünüyordum. Hani bazen bir amacınız olur ama sonunda o amacınıza ulaşırsınız, sonra da etrafınızdakiler “Ya, başardın mı? Aferin” derler ya… işte, Wright kardeşler de tam olarak böyle bir şey yaptı. Ama çılgınca düşününce, bu mucidi gerçek anlamda tebrik etmek lazım. Çünkü tarih boyunca kimse uçan bir makinayı başaramamıştı!
Benim İçimden Gelen “Uçma” Anlatımı:
Düşünsenize, sabah kahvaltınızı yapıyorsunuz, sonra da bir anda “Uçalım” diyorsunuz. Ama daha sabah 7.30, caddede insanlar yürümeye devam ediyor, kimse sizin uçmanızı beklemiyor. Sonra ben olsam ve uçmayı gerçekten başarabilsem, “Evet, bu uçuş, sonunda!” diye bağırıp, aşağıda evde kalan insanları gülümseyerek izlerim. Ama uçarken, bir yandan da, “Aman Tanrım, ilk defa uçuyorum, acaba iniş nasıl olacak?” diye düşünebilir miyim? Yani, Wright Kardeşler de belki böyle düşünmüştür. Ama 1903 yılında, gerçekten bu hayalin gerçeğe dönüştüğü anı yaşayabilen ilk insanlar oldular.
Bir de Uçmayı Hayal Edemeyenler:
İşte bu noktada, kendi dünyama dönüyorum. İzmir’de bir kafe de oturuyorum, uçma hayallerimle baş başa. Bir yanda sıcak kahve, diğer yanda aklımda dev bir uçan makine, yanımda ise arkadaşlarım “Hadi ya, sen neden sürekli uçan şeyler düşünüyorsun?” diyerek şaka yapıyorlar. Ama ben, işin aslını biliyorum. “Gün gelir, uçarım!” demek istemiyorum, çünkü bu uçma meselesi insanın içine işlemiş bir şey.
İçimde uçmaya dair büyük bir tutku var ama bir taraftan da diyorum ki: “Evet, ama evdeki kahve soğur, sonra çamaşırları kurutmaya başlamam gerek.” Yani, bir uçma hayalini hayata geçirebilmek, bir düzeneği kurmak gibi bir şey aslında. Wright kardeşlerin cesareti ve Leonardo’nun hayalleri bana cesaret veriyor, evet, ama aynı zamanda, “Sadece bir küçük adım daha at ve belki de o uçan alet, senin evdeki rafları toplayıp, uçmaya başlayacak!” diye düşünüyorum.
Sonuç:
Uçan’ın ilk mucidi kimdir, diye sorulduğunda, cevabım hem geçmişe, hem de geleceğe bakmayı gerektiren bir soru oldu. Leonardo da Vinci’nin çizimleri, Wright Kardeşler’in cesaretle gerçekleştirdiği ilk uçuş, bana hep bir şeyleri hatırlatıyor: Hayal etmek, bazen gerçeği yaratmaktan daha önemli bir şeydir. Ve belki de en önemlisi, uçmanın sadece fiziksel bir şey olmadığını anlamak… Bazen uçmak, hayal etmek, bir hedefe odaklanmakla başlar ve kim bilir, belki bir gün kahvemi içerken kafamda uçan makinelerle gökyüzünde süzüleceğim.